Kur’an-ı Kerim’den Dersler, “Bir Milletin Ordusu Bihakkın Şeriata Temessük Ederse Hiçbir Zaman Mağlup Olmaz!”
İslâmiyet’in temel hükümlerinden biri de cihattır. Buna dair pek çok âyet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) cihatla dolu hayatı bu ilâhî hükmün mükemmel bir tefsiridir. Allah-u Teâlâ’nın koymuş olduğu kanunlardan biri de şudur: Bir milletin ordusu bihakkın şeriata temessük ederse [sarılırsa, bağlanırsa] hiçbir zaman mağlup olmaz. İslam tarihi buna şahittir. Şimdi bu konu ile ilgili âyet-i kerimelere meâlen bakalım ve tefsirlerdeki izahlarından ders almaya çalışalım. Âl-i İmran Suresi’nin 127 ve 128. âyet-i kerimelerinde meâlen şöyle buyrulmuştur:
“Allah, kâfirlerden bir kısmını kessin (böylece onların sayısını azaltsın), veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler –ki, bu işte senin yapacağın bir şey yoktur- yahut (Müslüman olsunlar da) onların tevbesini kabul etsin, ya da (ısrar ederlerse) onlara azap etsin (diye Allah Bedir’de size yardım etti). Çünkü onlar zâlimdirler.”
Önceki âyet-i kerimelerde meleklerin yardımı zikredilmiştir. Allah-u Teâlâ, mü’minlere meleklerle yardım etmiştir, ancak nusret meleklerden değil, Allah’tandır. “Hulasatü’l Beyan” tefsirinde bu âyet-i kerimenin izahı sadedinde şöyle denilmektedir:
“Yukarıdan beri zikrolunan âyetlerde nusret ve imdad-ı ilâhi, kulların ittikasına talik olunup ittika ise bilcümle acibâtı eda ve muharrematı terkle olacağından nusretin Allah’a ubudiyette devam edip vezaif-i şer’iyyesini bihakkın edâ ve itimad-ı tamla itimad edenlere olacağı beyan olunmuştur. Bihakkın şeriata temessük eden bir milletin ordusu bihakkın şeriata temessük ederse hiçbir zaman mağlup olmaz ve buna da Hz. Ömer zamanında vuku’ bulan muharebelerde görülen fütuhat-ı azime şahittir. Binaenaleyh; şeriata riayet azaldıkça o nispette mağlubiyet çoğalmıştır. Çünkü dinine riayet etmeyen millette irtibat olmayacağından düşmana karşı metaneti olamaz.” (Hülasatü’l Beyan, c. 1-2, s. 718)
Nisa Suresi’nin 71. Âyet-İ Kerime’sinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:
“Ey iman edenler! İhtiyatlı davranın; bölük bölük savaşa çıkın yahut (gerektiğinde) topyekûn savaşın.”
Tefsirde bu âyet-i kerime şu şekilde îzah edilmiştir:
“Beyzavi’nin beyanı veçhile hazer; bu makamda silah ve sair alât-ı harpten kinayedir. Çünkü silahla insan düşmanın şerrinden nefsini vikaye ettiği gibi düşmandan ihtirazla dahi nefsini vikaye edebilir. Â’dânın [düşmanın] ahvalini tecessüs etmek, gaflet ve cehalet üzere bulunmamak ve harp için daima müstaid bulunmak üzere bu âyetle Vâcip Teâlâ ehl-i imanı harbe teşvik etmiştir ki, â’dâya fırsat vermemeyi tavsiye buyurmuştur. Çünkü ihtiraz-ı daimî üzere bulunmak; daima hazırlanmayı icap ettiğinden hazer [sakınmak] düşmana fırsat vermemeyi müstelzimdir. Binaenaleyh; âyette hazırlık üzere bulunmak lâzım olduğuna delâlet olduğu gibi düşmana kifayet edecek kadar asker bulundurmak dahi lazım olduğuna delalet vardır. Zira; müteferrik surette, yani fırka ve tabur olarak çıkmakla emrolunduğu gibi hîn-i icabında müçtemian çıkmak suretiyle dahi emr-i İlâhi varid olmuştur ki, bunun ikisi de kâfi miktarda askerin bulunmasını icap eder. Şu halde hazer; korkunç olan şeyden gaflet etmemek ve daima ona karşı uyanık bulunmak ve nefsini korumaktır. Keenne düşmandan hazeri bir âlet kılıyor ve o âletle nefsini vikaye ve canını muhafaza ediyor, binaenaleyh; bir milletin düşmana karşı hazırlanması, silah ve mühimmat-ı saireyi tedarikle daima düşmanın halini teftiş ve işini ona göre tanzim etmesi hazerde dahildir.” (Hülasatü’l Beyan, c. 3-4, s. 972-973)
Nisa Sûresi’nin 84. Âyet-İ Kerime’sinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:
“Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Mü’minleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah’ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.”

